Erdoğan'ın ihraç ürünü: Polis terörü - Celal Başlangıç

Bir kadınla bir adam yerde yatıyor.

Koyu renk takım elbiseli bir erkek ordusu yere yığıılmış insanları acımasızca tekmeliyor.

Görüntüler aynen Soma'da Erdoğan'ın müşaviri Yusuf Yelken'in 2madenci Erdal Kocabıyık'ı tekmelerken çekilen fotoğrafa benziyor.

Washington'daki Türk Büyükelçiliği'nin konutu önünde ellerinde "Demirtaş'a özgürlük" pankartı taşıyanlara, en demokratik hakları olarak barışçıl bir gösteri yapanlara kırmızı görmüş boğa gibi saldıran koyu renk takım elbiseliler sürüsü de zaten Erdoğan'ın koruma polisleri.

Hatta saldıranların içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi haber ajansının "gazeteci" kılığında istihdam ettiği çeteleşmiş bir iktidar anlayışının militanları da var.

ABD polisi, medeni her ülkede olduğu gibi barışçıl bir gösteri yaparak en demokratik haklarını kullanan insanların canlarını bu koyu renk takım elbiseli çetenin zulmünden korumaya çalışıyor.

Erdoğan'ın koruma polisleri, resmi ABD polislerinden cop yiyor.

Görüntüler dehşet verici. Türkiye insanları için bir utanç belgesi olarak dünyanın bütün ajanslarına, gazetelerine, sosyal medya hesaplarına düşüyor.

Türkiye'de hiçbir iktidar, bu ülkenin itibarını böyle yerlerde süründürmemişti; faşist 12 Eylül cuntasının paşaları bile...

Şimdi yandaş "Erdoğan kalemşörleri" Türkiye için kocaman bir fiyaskoya dönüşen Trump görüşmesi için saçma sapan noktalardan hareketle bir güzelleme vesilesi yaratmaya çalışırken "Bütün dünya Reis'i konuşuyor" övünmesindiler ya...

El hak doğru! Evet herkes Erdoğan'ın koruma polislerinin ne kadar saldırgan olduğunu konuşuyor.

ABD Savunma Bakanlığı "Türk güvenlik güçlerinin de karıştığı şiddet olayından doğru endişeliyiz" diyor. ABD Dışişleri Bakanlığı "Endişelerini mümkün olduğu en güçlü şekilde belirtmek üzere Türkiye'yle iletişime geçildiğini" açıklıyor.

ABD Kongresi'ndeki Dışilişkiler Komitesi Başkanlığı, Türk Büyükelçiliği konutu önünde Erdoğan'ın korumalarının yaptığı bu saldırıyı Türkiye'deki siyasi muhalifler, gazeteciler ve din özgürlüğüne yapılan baskıların bir devamı olduğunu söylüyor.

Türkiye'yi, Erdoğan'ın korumalarını ABD'de kınama kuyruğuna girenler kervanına Washington Belediyesi de katılıyor. Belediye başkanlığı Türk korumaların yaptığı saldırıların aslında Amerikalıların değerlerine bir saldırı olduğunu söyleyerek sert bir şekilde kınıyor.

Bu olay Washington Post'ta başyazı konusu bile oldu. En etkin gazetelerin başında gelen Washington Post bu başlığı atıyorsa artık bu dünyada işiniz bitmiş demektir:

"Erdoğan ve haydutlarına bir not: Burada protestocuları dövemezsiniz."

ABD'nin etkin Cumhuriyetçi Senatörü dünyanın izlediği MSNBC televizyonuna çıkıp, göstericilere yapılan bu saldırıdan dolayı Türkiye'nin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç'ın görevden alınmasını istiyor.

Hem Cumhuriyetçi, hem Demokrat senatörler çıkıp Türkiye'yi kınıyor, özür dilenmesi gerektiğini söylüyor.

Hatta bu konu uluslararası alanda o kadar vahim bir noktaya taşınıyor ki, Erdoğan'ın Washington'daki özel toplantısını SETA ile birlikte organize eden Atlantic Council'in CEO'su Fred Kempe bile bir açıklama yaparak "Türk korumaların yaptığını şiddetle kınıyor".

Türkiye'deki gazete okurlarının, televizyon izleyicilerinin çok büyük çoğunluğu bütün bu tepkilerden, kınamalardan habersiz. Çünkü yandaş medya ve biat etmiş merkez medya bu olayları çarpıtarak veriyor. Bu mecraları izleyen Türkiye insanları yaşanan bütün bu rezillikleri "ABD polisi önlem almayınca, Erdoğan'ın korumaları devreye girmek zorunda kaldı" yalanıyla uyutuluyorlar. (*)

Ancak bu yaşanan olay ilk değil. Artık Erdoğan'ın yurtdışında gittiği bütün ülkelerde bu tür manzaralar olağan hale gelmeye başladı. Ancak Arap ülkeleri, Rusya ve Çin hariç.

Erdoğan'ın Washington Post'un adlandırdığı biçimiyle "haydut korumaları"nın saldırganlığı nedense demokrasinin Türkiye'ye göre daha çok geliştiği batı ülkelerinde ortaya çıkıyor.

Özellikle son iki yılda bu saldırganlık önlenemez biçimde yükseliyor.

Bu kavgaların bilinen ilki Eylül 2009'da Erdoğan'ın korumaları ile Obama'nın Gizli Servis'ine bağlı korumalar arasında çıkıyor.

Ancak Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra özellikle batı ülkelerinde bu kavgalar giderek yoğunlaşıyor.

Örneğin Ekim 2015'te Erdoğan'ın Belçika'ya yaptığı ziyaret sırasında Türk korumalar ile Belçika güvenlik güçleri iki kez yumruk yumruğa birbirine giriyor.

Şubat 2016'da Ekvador'da Erdoğan'ı protesto eden bir kadına saldırıyor koruma polisleri. Bu arada Ekvador parlamentosundan bir milletvekilinin burnunu kırıyorlar.

Olaydan sonra bu ülkenin Dışişleri Bakanı Ricardo Pantino "Hiçbir devletin güvenliği Türk korumaların yaptığını yapamaz" demek zorunda kalıyor.

Mart 2016'da, Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katılan Erdoğan'ın korumaları protestoculara ve Türkiyeli gazetecilere saldırıyor.

ABD medyasında çıkan haberlere göre Amerakalı polisler Erdoğan'ın korumalarına "Siz de sorunun bir parçasısınız. Kendinize hakim olmanız lazım. Bırakın protesto etsinler" diye uyardığını aktırıyor.

Bu olaydan sonra da ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları ile Ulusal Basın Kulübü Erdoğan'ın korumalarının bu saldırılarını kınıyor.

Önceki gün ABD'de Erdoğan'ın korumalarının saldırısına uğrayanlardan biri de Kürdistanlı Jalal Kheirabaoi.

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu'na yaşadıklarını anlatırken şaşkınlığını gizleyemiyor Kheirabaoi:

"Amerika'da yapılan bu saldırganlığı görünce öncelikle bize saldıranların Türkiye'de halka nasıl davrandıklarını düşündük. Türkiye Büyükelçiliği'nin önündeydik. Erdoğan'ın gelişini protesto edecektik. Aramızda bir çok kadın ve çocuk vardı. Erdoğan'ın gelişini gözlüyorduk. Doğrusu bize yapılan saldırının çok ilginç yanları var. Hem Amerikalı olacaksın, Amerika'da yaşayan ve oturan biri olacaksın, hem de barışçıl bir protesto etkinliğinde böyle bir saldırıya uğrayacaksın. Saldıranlar, sanki burası Türkiye'ymiş gibi yöneldiler bize. Amerika'da yapılan bu saldırganlığı görünce öncelikle bize saldıranların Türkiye'de halka nasıl davrandıklarını düşündük. İnsanları sağ yakalayıp yakıyorlar."

İşte meselenin kilit noktası da burada.

Erdoğan'ın korumaları muhalifleri gördüklerinde Türkiye'deki gibi davranıyorlar insanlara. Kendilerini memleketlerinde hissediyorlar Ekvador'da, Brüksel'de, ABD'de olsalar bile. Kendilerinden geçiyorlar. Ama en çok kendilerinden geçtikleri an karşılarında Kürtleri gördüklerinde oluyor. Cizre'de, Sur'da, Nusaybin'de, Şırnak'ta, Yüksekova'da, Lice'de, Silvan'da, Silopi'de davrandıkları gibi saldırıyorlar ABD'deki Kürtlere.

Aslında bu Erdoğan rejiminin saldırganlığının, zulmünün bütün dünyaya teşhiridir.

Erdoğan rejiminin Türkiye'de uyguladığı polis şiddetinin artık ülke dışındaki Türkiyeli muhaliflere, Kürtlere de yaygınlaştığına bütün dünya tanık oldu.

Artık Erdoğan rejimi dünyanın dört bir yanına ihraç ettiği tek bir ürünle anılacak; devlet şiddeti, polis terörü!

(*) ABD'de yaşanan bütün bu rezilliği sıcağı sıcağına duyurmada iyi bir gazetecilik örneği veren İlhan Tanır'a teşekkürlerimle...

artıgerçek / 19.05.17