Siyasal İslam, Hamas ve direniş - E. Bahri

Türkiye-İsrail-Körfez şeyhleri ittifakına Hamas’ı katma çabalarının (başarılı olup olmamasından bağımsız olarak) görünen üç hedefi var. İlki, İran, Suriye, Hizbullah ve Filistinli örgütleri kapsayan “direniş ekseni”nin zayıflatılması; ikincisi, ırkçı İsrail rejiminin rahatlatılması; üçüncüsü, AKP ve Arap şeyhleri eliyle Filistin sorununun kontrol altına alınmasıdır.

“İslami Direniş Hareketi” adıyla bilinen Hamas, 1 Mayıs’ta “Yeni Siyaset Belgesi”ni açıkladı. “Yeni çizgi”, Hamas’ın siyasi lideri Halid Meşal tarafından Katar’ın başkenti Doha’da ilan edildi. Yeni çizgi ilanı farklı yorumlara vesile oldu. Yorumlar farklı olsa da belirgin olan, Hamas’ın uluslararası sistem nezdinde kabul görme, diğer bir ifadeyle batılı emperyalistler nezdinde “yeni bir imaj” oluşturma kaygısıyla hareket etmesidir.

Hamas Doha’dan emperyalistlere göz kırpıyor

Hamas’ın çıkış yeri ve merkez üssü Gazze’dir. Hal böyleyken siyaset belgesinin Katar’ın başkenti Doha’da ilan edilmesinin simgesel bir anlamı var. Zira Katar Emirliği emperyalist ABD ordusunun üslerinden biridir. Katar emirinin ise -tıpkı AKP şefleri gibi- siyonist İsrail rejimiyle derin ilişkileri var. Siyaset belgesinin hazırlanması da Doha’dan ilan edilmesi de Katar emirinin bu olaydaki belirgin rolüne işaret ediyor. İlan için seçilen mekan bile, batılı emperyalistlere açık bir mesaj niteliğindedir.

Nitekim belgeyi açıklayan H. Meşal, CNN’e verdiği mülakatta, Amerika ile Batı’nın Hamas’ın yeni siyaset belgesinin oluşturduğu fırsatı Filistin-İsrail sorununun çözümü yönünde kullanması gerektiğini söyledi. Şiddet yanlısı olmadıklarını, demokrasiye bağlı olduklarını, seçim sonuçlarına saygı gösterdiklerini belirten H. Meşal, CNN ekranlarından Donald Trump’a seslenerek şöyle diyor:  “Donald Trump’a tavsiyem geçmişteki yanlışlardan ders almasıdır. Bu, yakın işbirliği ve yeni bir ilişki için fırsattır. Hamas’ın bu olumlu tutumu, Filistin’i ve Arap ülkelerini de kapsayacaktır. (…) Bence Amerika şu an Araplarla Filistinlilerin İsrail’le olan çatışma dosyasını ele alma ve değiştirme imkanına sahiptir.”

“Direniş hareketi lideri” sıfatıyla anılan H. Meşal’in, D. Trump’ın Filistin-İsrail çatışmasını çözebileceğini iddia etmesi akla ziyandır. Çünkü Trump ABD büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını, İsrail’in güvenliği ile özel olarak ilgilendiğini ilan eden ırkçı-faşist bir zihniyeti temsil ediyor. Her şeye rağmen Hamas şefinin tutumu şaşırtıcı değil. Zira Katar emiri ve AKP şefleriyle derin ilişkiler kuran H. Meşal’in, zaten varacağı başka bir yer olamazdı.  Kılavuzu Amerikancı olanın varacağı nokta da ancak Amerikancılık olabilirdi.

Siyaset belgesi hem yeni hem değil

Hamas’ın homojen bir yapı olduğu söylenemez. Çok belirgin olmasa da, içinde farklı eğilimler barındırıyor. Suriye’ye karşı savaşın başlatıldığı 2011’de “Müslüman Kardeşler’in Filistin kolu” gibi hareket eden Hamas, belli bir süre cihatçı çetelerle işbirliği yaptı. O zaman Beşşar Esad yönetimine 3-5 ay ömür biçenler arasında H. Meşal da vardı. Nitekim Şam’ı terk etmeden önce diğer Filistinli liderlerle görüşen Hamas şefi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık (FHKC-GK) lideri Nayif Havatme’nin aktardığına göre “Ayrılık uzun sürmeyecek. 3-5 ayda geri geleceğiz” diyerek Katar’a birlikte gitme önerisinde bulunmuş. Yani H. Meşal -öncesi bir yana- altı yıldan beri T. Erdoğan ve Katar emiri ile aynı sularda kulaç atıyor.

Cihatçı çetelerle organik bağını kesmek ya da zayıflatmak zorunda kalsa da Hamas, altı yıldır Amerikancı rejimlerle kol kola yürüyor. Bu yönüyle siyaset belgesi yeni değil. Ancak bu durum belgenin önemli yenilikler de taşıdığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Örneğin açıklanan siyaset belgesine göre bütün Filistin topraklarını -Akdeniz’den Ürdün nehrine- siyonist işgalden kurtarma söylemi korunsa da, Hamas, İsrail devletini tanıyacağını, 1967 savaşı öncesi sınırlarda Filistin devletinin kurulmasını kabul edebileceğini resmen açıklıyor. Müslüman Kardeşler’le kurumsal bağını kestiğini de ilan eden Hamas, ideolojik çizginin ise korunacağını belirtiyor. Bu tutuma giren Hamas’ın hem Mısır’la arayı düzeltme hem batılı emperyalistlere, “Ilımlı İslam” çizgisine geldim. Artık beni aranıza kabul edebilirsiniz” mesajı iletme hedefi var.

Süreç sancılı olabilir

Siyaset belgesi, yıllardır izlenen çizginin resmi/aleni bir hal almasını sağlıyor. Yine de henüz her şey olup bitmiş değil. Muhtemelen süreç sancılı bir seyir izleyecek. İlkin, siyaset belgesini kameralar önünde çöpe atan ırkçı İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Hamas’ın İsrail’i tanıdığını daha aleni bir şekilde ortaya koymasını dayatıyor. Bir diğer ve daha önemli sorun alanı ise, Hamas bünyesinde ortaya çıkacak direnç noktalarıdır. Bu da ABD nezdinde kabul görse bile, Hamas’ın bu süreci sancısız bir şekilde atlatmasının zor olduğuna işaret ediyor.

Hamas bünyesinde halen Hizbullah ve İran’la iyi ilişkiler kurulmasını isteyen bir kesim var. Bu kesim, hareketin tabanındaki direnişçi damara dayanıyor. Hamas’ın Gazze’deki militan tabanı, ABD-İsrail çizgisini kabul edebilecek kıvamdan halen uzaktır. Oysa ilan edilen siyaset belgesi, D. Trump’tan medet uman bir zihniyeti yansıtıyor. Belgeye karşı henüz somut bir itiraz görülmese de, bu iki anlayışın çatışması kaçınılmaz görünüyor. Belgeden yansıyan tutarsızlıkların dikkat kaymasından değil, olası bir ayrışmayı önleme veya geciktirme kaygısından kaynaklandığı belirtiliyor. Bu ikilem Hamas liderliğinin İslami gerici çizgisi ile -dinsel etki altında olsa da- tabanının büyük oranda direnişçi/militan bir yapıda olmasından kaynaklanıyor.

Yeni olan bir başka çizgi

Son dönemde hem Türkiye-İsrail hem Körfez şeyhleri-İsrail arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi, bu işin başında ABD’nin olması, tam bu aşamada Hamas’ın siyaset belgesini ilan etmesi, tüm bunların aynı bütünün parçaları olduğuna işaret ediyor. Bu bağlamda siyaset belgesinin Katar-Türkiye ikilisi tarafından Hamas’a dikte ettirildiğini, İsrail’in ise perde arkasından da olsa bu sürece dahil edildiğini söylemek mümkün. 

Türkiye-İsrail-Körfez şeyhleri ittifakına Hamas’ı katma çabalarının (başarılı olup olmamasından bağımsız olarak) görünen üç hedefi var. İlki, İran, Suriye, Hizbullah ve Filistinli örgütleri kapsayan “direniş ekseni”nin zayıflatılması; ikincisi, ırkçı İsrail rejiminin rahatlatılması; üçüncüsü, AKP ve Arap şeyhleri eliyle Filistin sorununun kontrol altına alınmasıdır.

Emperyalist/siyonist güçlerin “yeni çizgisi”, Filistin sorununu çözüp Arap ülkeleriyle işbirliğinin yollarını açmak yerine, önce Arap ülkeleriyle anlaşmak, sonra onlar aracılığıyla Filistin sorununu kontrol altına alıp İsrail için sorun kaynağı olmaktan çıkarmaktır. Bu denklemde T. Erdoğan AKP’sinin oynayacağı rolün mahiyeti ise, ABD-İsrail ikilisiyle yaşadığı gerilimi ortadan kaldırıp kaldıramayacağına bağlı olarak netleşecektir.

Burada dikkat çekici olan Hamas’ın, Türkiye-İsrail-Arap şeyhleri cephesinin “çözüm planı”nın ruhuna uygun bir siyaset belgesiyle meydana çıkması ve dolaysız bir şekilde D. Trump’tan işe el koymasını talep etmesidir. 

Bir değinme sınırlarında belirtelim ki, direniş eksenini oluşturan güçler Hamas’ın içine yuvarlandığı durumu/ikilemi yakından izliyorlar. İsrail işgaline karşı mücadele tarihine önem verirken, İhvancı çizgisinden ise şüphe ediyorlar. Muhtemeldir ki, Hamas’ı bir bütün olarak direniş eksenine dahil etmenin mümkün olmadığının farkındalar. Buna rağmen Gazze merkezli direniş eğilimini güçlendirerek, Katar-Türkiye etkisini sınırlamaya çalıştıklarını söylemek mümkündür.

Hamas’ın “yeni” yönelimi, ilk bakışta Filistin direnişini kısmen de olsa zayıflatacak. Ancak uzun vadede İslamcı bir tortunun etki alanının daralması bağlamında ise olumlu olacaktır. Zira bu çağda emperyalizme, siyonizme ve bölge gericiliğine karşı net tutum alamayan bir “direniş hareketi”nin ezilen bir halkın özgürlük ve eşitlik mücadelesini zafere ulaştırması mümkün değildir.