AKP iktidarı hak arama mücadelesini tamamen ortadan kaldırmak istiyor, geçit vermeyelim!

İşçi sınıfı, fiili grev silahını da kullanma kararlılığıyla mücadele sahnesine çıktığında AKP’yi de, patronları da, sendika bürokratlarını da dize getirmek zor olmayacaktır.

Ekte sunulan yasaklar listesi, İslam’ı siyasetin bir aracı olarak kullanan AKP iktidarının işçi sınıfının grev hakkını tamamen ortadan kaldırmaya yeminli olduğunu gözler önüne seriyor. Zira son 14 yılda büyük işletmeler için alınan bütün grev kararları ya başlamadan ya başlar başlamaz yasaklanmıştır. Yani grev yasakları tekil ya da tesadüfi değil, tamamen sistematiktir.

Grev yasakları, “milli güvenliğin ve halk sağlığının tehdit edildiği” gerekçesine dayandırılıyor. Grevlerin bu gerekçelerle yasaklanması Türkiye işçi sınıfının onuru ve aklıyla alay etmekten başka bir anlam taşımıyor. Çünkü IŞİD ve El Kaide’nin barbar katilleri için ülkeyi yolgeçen hanına çevirenlerin, hak arayan işçilerin “milli güvenlik” ve “halk sağlığı” için tehdit oluşturduğunu iddia etmelerinin başka bir anlamı yoktur.

Din istismarcılarının “fıtrat”ı

Siyaseti din istismarı, inanç sömürüsü üzerine inşa eden AKP, pek çok konuda takiye yapsa da, emek düşmanlığında ilk günden beri tutarlı bir çizgi izliyor. İşçi sınıfı kuşaklarının on yılların mücadelesiyle kazandığı hakları AKP iktidarı parça parça geri aldı. Son vuruş için kıdem tazminatına da göz dikmiş durumda. “Kadrolu işçi”ye tahammül etmeyen bu zihniyetin iktidarında sözleşmeli çalışmak bile bir “şans” sayılır oldu. Artık taşeron, ücretli, kiralık işçi dönemindeyiz. Yani ücretli köleliğin en kuralsız halleri geçerlidir.

İş cinayetlerinde ise, dünya rekoru kırılıyor. 301 işçinin katledildiği Soma faciası için, “bu işin fıtratında var” diye vaaz veren AKP’nin büyük şefi T. Erdoğan, “kelle koltukta işçilik döneminin” başladığını da ilan ediyordu. Tesadüfen katliamdan kurtulan işçiyi danışmanına tekmelettiren bu zihniyete göre işçi -seçim/referandum dönemlerini saymazsak-, sermaye için artı-değer üreten herhangi bir aparattan farksızdır. Ne hakkı, ne hukuku, ne kıymeti, ne örgütü olabilir. Sakat kalsa da, ölse de onların umurunda değil. Ne de olsa “fıtratında var.” 

Siyasal İslam’ın fıtratında “hak arama” diye bir mefhuma yer yoktur. Zira onlara göre işçi hak ararsa “ayaklar baş olur” ve orada “kıyamet kopar.” Bunu önlemenin yolu hak arayan, onuruyla yaşamak isteyen işçiyi sendika ağalarıyla kuşatmak, bu yetmiyorsa kolluk kuvvetlerini harekete geçirmektir. Onlara göre işçi onurlu bir sınıfın mensubu değil, biat etmesi gereken bir kuldur. Bu “iyi kul” ne grevden söz eder, ne hak arama mücadelesinin gölgesine yaklaşır. O, kendisine verilenle rıza göstermeli, bunun için köşesine çekilip şükretmekle yetinmelidir.

Onlar için, hak arayan onurlu işçiler değil ‘köle kullar’ makbuldur

AKP’nin en yakın dostları, petro-dolar zengini Körfez şeyhleridir. Siyasal islamcıların kurmak istedikleri şeriat düzeniyle yönetilen Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde, işçilerin hiçbir hakkı yoktur. Özellikle Asyalı işçilerin köle gibi çalıştırıldığı bu ülkelerde ne sigorta, ne sendika, ne sosyal hak, ne iş hukuku diye bir şey var. İşçiler patronlar tarafından belirlenen ücreti aldıklarında bile kendilerini “şanslı” sayabiliyorlar.

O lüks ve şatafat timsali binaları yakıcı güneş altında inşa eden işçilerin herhangi bir haktan yoksun, köle gibi çalıştırılmaları, siyasal islamcı zihniyetin egemen olduğu yerde işçi sınıfına reva görülen çalışma ve yaşam koşulları hakkında açık bir fikir veriyor. T. Erdoğan başta olmak üzere, AKP şeflerinin sık sık Körfez ülkelerine seyahat ettikleri, orada tanık oldukları çalışma yaşamına özendiklerinden kuşku duyulmamalıdır. Grevleri yasaklamaları, kiralık işçiliğin önünü açmaları, hak arayan işçiyi “terörist” ilan etmeleri, “ayaklar baş olursa kıyamet kopar”, “işçiliğin fıtratında ölüm vardır” türünden vaazları dillendirmeleri rastlantı değildir. Vaazları da, icraatları da Körfez şeyhlerinin çalışma sistemini Türkiye’de ikame etmek istediklerine dair kuşku bırakmıyor.

İşçiler köle gibi çalışmayı kabul etmeli ki, hak aramak, grev yapmak gibi “terör eylemleri”nden uzak durmalı ki, onlar saraylarda sefahat sürebilsin, ayakkabı kutuları dolarlarla dolup taşsın, gemicikleri okyanuslarda yüzebilsinler...

İşçi sınıfı heveslerini kursaklarında bırakacaktır

AKP iktidarı, anayasada yazılı olmasına rağmen, işçi sınıfını fiilen grev silahından yoksun bırakmıştır. 14 yıldır devam eden bu fiili durumun oluşmasının temel sorumlularından biri sendika bürokrasisidir. Çünkü sendikalara egemen olan kast, fiili grevlerle yasakları çöpe atmak yerine, direnmek isteyen işçileri teskin etmek ve yasağa uyulmasını sağlamak için çaba harcamıştır. Yine de esas zaaf, bürokratik kastın cenderesini parçalama gücü ve iradesini ortaya koyamayan, dolayısıyla iktidarın grev yasaklarını çöpe atamayan işçi sınıfının saflarındadır.

Kuşkusuz ki, işçi sınıfının özellikle ilerici/öncü kuşağı bu yasaklardan büyük bir rahatsızlık duymuş, grev hakkını kullanabilmek için eylemler gerçekleştirmiş, küstahça yasağı tanımak istememiştir. Buna rağmen AKP’ye geri adım attırabilecek kararlılıkta fiili grevler gerçekleştirememiştir. Elbette bu herşeyin bittiği anlamına gelmiyor. Sınıf içinde halen kendilerine “reisçi” diyen “celladına aşık” bazı işçiler olsa da işçi sınıfının geniş kitlesi, grev gibi etkili bir silahtan vazgeçmeyecektir.

Ülkeyi OHAL rejimi ve KHK’larla yöneten, hiçbir yasa, kural, kaide tanımayan AKP’nin yasaklarını çöpe atmak kolay değil. Hak arama mücadelesini tamamen ortadan kaldırmak isteyen bu zihniyetle baş edebilmek için taban örgütlülüğünü sağlamlaştırıp kenetlenen, mücadelede kararlı, meşru haklarının gasp edilmesine hiçbir koşulda tahammül etmeyen işçilerin eylem alanlarına çıkmaları gerekmektedir. İşçi sınıfı, fiili grev silahını da kullanma kararlılığıyla mücadele sahnesine çıktığında AKP’yi de, patronları da, sendika bürokratlarını da dize getirmek zor olmayacaktır. 

Saraçhaneleri, Kavelleri, 15-16 Haziranları, Tarişleri, 1 Mayısları, ‘89 bahar eylemlerini, Zonguldakları, Paşabahçeleri,  Tekelleri, Greifleri, Metal Fırtınaları yaratan işçi sınıfı, grev silahını din istismarcıları, inanç sömürücülerine terk etmeyecektir. Din bezirganlarının işçi sınıfını tıpkı Körfez şeyhleri gibi kölece çalıştırma hevesleri kursaklarında kalacaktır.

***

AKP’nin yasakladığı grevler

* 1 Temmuz 2003’te Petrol-İş’in örgütlü olduğu Petlas Lastik Sanayi ve Ticaret AŞ’deki grev yasaklandı.

* 8 Aralık 2003’te, Kristal-İş üyesi 5 bin Paşabahçe işçisinin grevi başlamadan yasaklandı.

* Paşabahçe işçileri 30 Ocak 2004 günü greve yeniden başladı. Ancak grev ikinci kez yasaklandı.

* 21 Mart 2004’te Lastik-İş’in, 5 binin üzerinde işçinin çalıştığı 20 ayrı fabrikada aldığı grev kararı yasaklandı.

* 1 Eylül 2005’te, Türkiye Maden-İş’in örgütlü olduğu Erdemir Madencilik’teki grev yasaklandı.

* 27 Haziran 2014’te Şişecam’a bağlı 10 cam fabrikasındaki grev, 8. gününde yasaklandı.

* 21 Temmuz 2014’te ise, Çöllolar Kömür Sahası işyeri ile Çayırhan Kömür İşletmesinde, Türkiye Maden İşçileri Sendikası’nın grev kararı yasaklandı.

* 29 Ocak 2015’te Birleşik Metal-İş’in 22 fabrikada başlattığı grev yasaklandı.

* 18 Ocak 2017’de Asil Çelik’te ilan edilen grev yasaklandı.

* Birleşik Metal-İş’in EMİS’e bağlı işyerlerinde 20 Ocak 2017’de başlattığı grev yasaklandı.

* 20 Mart 2017 tarihinde Akbank grevi başlamadan yasaklandı.

* 24 Mayıs 2017 günü başlayacak olan Şişecam işçilerinin grevi yasaklandı.

* 6 Haziran 2017 günü Mefar İlaç işçilerinin grevi yasaklandı.