Referandum geride kaldı, mücadele sürüyor!

Referandumun ardından başlayan eylemler güçlü ve kitlesel bir 1 Mayıs için başlangıç sayılmalı, 1 Mayıs’a uzanan süreç içerisinde mücadele dinamiklerini kucaklayan ve büyüten bir pratik hat oluşturulmalıdır.

Türkiye’nin ve uluslararası kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tutan referandum sonuçlandı. Henüz resmileşmeyen seçim sonuçlarına göre sandıktan ince bir farkla ‘Evet’ çıkmış bulunuyor.

Referandum sonuçlarını değerlendirmeye geçmeden önce, seçim öncesine ve seçim gününün kendisine dair belli noktaların altını bir kez daha çizmekte fayda var. Zira, meşruluğu her açıdan tartışmalı olan bir seçim dönemini geride bırakmış bulunuyoruz. OHAL koşullarının hüküm sürdüğü, devletin tüm olanaklarının ‘Evet’ çalışması yürütenlerin ve AKP iktidarının hizmetine sunulduğu, ‘Hayır’ çalışması yapanların ise baskı ve zorbalığın hedefi olduğu bir seçim ön süreci yaşadık. Söz konusu kuralsızlığın, keyfiliğin, faşist baskı ve devlet terörünün Kürt illerinde çok daha ağır yaşandığı ise biliniyor.

Tüm bu koşullar seçim günü de hüküm sürdü. 16 Nisan’ın daha ilk saatlerinde bir dizi kentten seçim hileleri haberleri yansımaya başladı. Öyle ki, sahte oy pusulası kullandırmaktan geçersiz oyların ‘Evet’ sayılmasına kadar her türlü pervasızlık devreye sokuldu.

***

Gelelim referandum sonuçlarına. Dinci-faşist koalisyonun faşist tek adam rejimi kurmaya dönük hesapları sandık üzerinden bozulamadı. İşçi ve emekçileri hedef alan bu kapsamlı saldırı en azından referandum zemininde çelmelenemedi.

Bu böyle olmakla birlikte, hileli referandum sonuçları bile dinci-faşist koalisyonun hedeflerine ulaşamadıklarını ortaya koymaya yetmiştir. Başta İstanbul, Ankara, İzmir gibi Türkiye’nin en kritik kentlerinden ‘Hayır’ çıkması, tartışmasız olarak bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Dinci-faşist iktidarın toplumsal dayanaklarını korumak bakımından bir gerileme içerisinde olduğu referandum seçimleri ile teyit edilmiştir.

Öte yandan, AKP iktidarı her şeye rağmen hatırı sayılır bir toplumsal dayanağa sahiptir. Referandum sonuçları, özellikle işçi ve emeçkiler içerisinde dinci-şoven gericiliğin etkisinin önemli oranda devam ettiğini göstermiştir. Bu olgu önümüzdeki süreç içerisinde işçi ve emekçilere dönük devrimci siyasal müdahalenin önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

***

Emperyalist merkezler, özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkeleri referandum sonuçlarını “derin bir kaygı” ile karşıladıklarını dile getiren açıklamalar yaptılar. AB adına yapılan açıklamalarda Türkiye’nin üyelik sürecinin artık imkansız olduğu bile söylendi.

AB emperyalizminin ve bağlı ülkelerin sefil çıkarları söz konusu olduğunda nasıl çark ettiklerini biliyoruz. Fakat ilk elden yaptıkları sert açıklamalar dahi T. Erdoğan ve AKP’sine dönük yaklaşımlarını ortaya koymak bakımından fazlasıyla manidar oldu.

ABD ise sessizliğini koruyor. Konuyla ilgili basına yansıyan tek haber Trump’ın Erdoğan’ı arayarak tebrik ettiği oldu. Fakat bu haber dahi, hatırı sayılır sermaye çevrelerine ait ABD medyasında ciddi tepkilerle karşılandı.

***

Türkiye’nin en köklü sermaye örgütü olan TÜSİAD referandum sonuçlarını temkinli bir dille değerlendirdi. “OHAL’i geride bırakmak”, “demokratik değerlere sahip çıkmak”, “AB ile ilişkileri onarmak”, “reform paketlerini hayata geçirmek”ten dem vurarak, sonuçları ihtiyatla karşıladıklarını bir biçimde ifade etmiş oldular.

Başta MÜSİAD olmak üzere, yandaş sermaye çevreleri ise, ‘Evet’ sonucunu büyük bir coşku ile karşıladı. “Milletin kararına saygı duyuyoruz”, “Türkiye güçlü ekonomi ve istikrara ‘Evet’ dedi” vb. söylemlerle referandum sonuçlarından duydukları memnuniyetlerini dile getirdiler.

***

Referandumda ortaya çıkan sonuç siyasal sınıf mücadelesi açısından hiçbir şeyin başı ya da sonu değildir. Önümüzdeki günlerde sermaye düzenine ve onun siyasal temsilcilerine karşı verilen mücadele kesintisiz sürecektir. Daha şimdiden “Hayır bitmedi, daha yeni başlıyor!” söyleminin öne çıktığı eylemli süreçler bu gerçeği tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır. Elbette ilerici-muhalif kesimler ile işçi sınıfı ve emekçiler açısından zor bir dönemin kapıları aralanmış durumda. Zira önümüzdeki süreçte sermaye düzeni ve AKP iktidarı saldırılarını daha pervasız bir şekilde hayata geçirecektir.

Şimdi görev bu yeni ve zorlu döneme hazırlanmak, düzene karşı verilen siyasal sınıf mücadelesini her koşulda geliştirmek ve büyütmektir. Sermayenin ve dinci-faşist koalisyonun çok yönlü saldırılarını geri püskürtmenin yolu da buradan geçmektedir.

***

Referandum süreci sınıf ve emekçi yığınları kuşatan dinci-faşist cendere parçalanmadığı sürece, burjuvazinin siyasal, sosyal, kültürel ya da ekonomik saldırılarını geri püskürtmenin mümkün olmayacağını göstermiştir. Bir diğer ifadeyle, işçi sınıfı kendi bağımsız-devrimci tutumu üzerinden siyasal mücadele sahnesinde yerini almadığı sürece, olayların seyrine müdahale etme şansı bulunmamaktadır. Komünistler bu gerçeği 2012 yılında şu çerçevede tanımlamıştı:

“Bugünün Türkiye’sinde mevcut gerici dengeleri altüst edebilecek biricik toplumsal güç işçi sınıfıdır. Gericilik atmosferini dağıtmak, kent ve kır yoksullarının hoşnutsuzluğunu düzen karşıtı bir mecraya taşımak, böylece devrimci süreci ilerletmek, devrim davasını büyütmek ancak bu sınıfa dayanmakla olanaklıdır. Kürt sorununu bugünkü kısır döngüden kurtarmak, ulusal özgürlük ve eşitlik mücadelesini devrimi büyütmenin bir olanağına çevirmek de ancak işçi sınıfı hareketinin devrimcileşmesiyle, toplumda etkin bir güç olarak öne çıkmasıyla olanaklıdır. Bu kuşkusuz kolay değildir; ama başka bir yol, başka bir çıkış, başka bir çözüm yoktur. ‘Ulusal cumhuriyet’ ya da ‘demokratik cumhuriyet’ projeleri, toplumsal temelden yoksun, devrimin potansiyellerini düzenin çatlakları içinde eritmekten başka bir sonuç vermeyecek olan gerici ütopyalardır.” (TKİP IV. Kongresi Bildirisi, Kasım 2012)

***

Şimdi artık odaklanılması gereken ilk önemli süreç 1 Mayıs’tır. Tüm ilerici-muhalif kesimler, başta faşist tek adam rejimi olmak üzere sermayenin çok yönlü saldırılarına karşı işçi ve emekçileri 1 Mayıs alanlarına taşımak için seferber olmalıdır. Referandumun ardından başlayan eylemler güçlü ve kitlesel bir 1 Mayıs için başlangıç sayılmalı, 1 Mayıs’a uzanan süreç içerisinde mücadele dinamiklerini kucaklayan ve büyüten bir pratik hat oluşturulmalıdır.