Trump-Erdoğan görüşmesi: Görüntü ve gerçek

Dünya, Türkiye ve Ortadoğu'da koşullar öyledir ki, Erdoğan'ın; ne ABD ile ilişkilere nokta ya da virgül koyacak, ne de bölgenin en önemli bir sorunu haline gelen ve yakıcı biçimde çözümünü dayatan Kürt sorununu geçiştirecek, inkardan gelme gücü ve iradesi bulunmaktadır. Gerçek tam olarak budur.

Erdoğan'ın Trump’la “tarihi önem” atfedilen görüşmesi gerçekleşti. Görüşme toplam 22 dakika sürdü. Her ne kadar kirli ve yalancı Türk medyası görüşmeyi allayıp pullayıp çok başarılı bir görüşme olarak sunduysa da, gerçek bunun tam tersiydi. Trump ile Erdoğan arasındaki görüşme deyim yerindeyse tam bir “ayaküstü görüşme” idi. Temayüllere uyularak dünya basınına poz verdiler, birlikte resim çektiler. Ardından, yine temayüller gereği basının önünde görüşmeye dair düşüncelerini ve beklentilerini dile getirdiler.

Erdoğan bilineni tekrarladı. Bir kez daha, “teröre karşı mücadele” demagojisi eşliğinde, Kürtlere düşmanlığını kustu, ABD ile stratejik ortaklığını hatırlattı. Bu çerçevede, ilk önce ABD ile YPG arasındaki ilişkilerden duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Devamla, “IŞİD, PKK ve PYD/YPG'nin aynı kategoride terör örgütleri olduklarını” öne sürerek, ABD’den YPG ile ilişkilerini kesmesini beklediklerini belirtti. Son olarak ise, F. Gülen konusuna değindi.

Erdoğan Trump'a büyük umutlar bağlamıştı. Bir an önce Trump'ın huzuruna kabulünü bekliyordu. Bunu her vesileyle ve çeşitli kanallardan iletmişti de. Ne var ki, bu arzusu ancak 4 ay sonra gerçekleşebildi. Bunun kendisi başlı başına oldukça soğuk ve bir o denli de rencide edici bir mesajdı. Tam da bu görüşmenin öngünlerinde ABD'nin YPG'ye ağır silahlar vereceği haberi bomba gibi gündeme düştü. Erdoğan alelacele Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Başdanışmanı İbrahim Kalın'ı ABD'ye gönderdi. Erdoğan'ın elçileri, Trump-Erdoğan görüşmesi sırasında dile getirilenleri önceden Trump ve yanındakilere iletmiş oldu. Demek oluyor ki, Trump ve ABD yetkilileri Erdoğan'ın bu görüşmede neleri ileri süreceğini ve neler talep edeceğini önden biliyorlardı. Trump çok umursamazdı, Erdoğan'ın YPG ve F. Gülen konusunda söylediklerini duymazdan geldi. Son derce diplomatik açıklamalar yapmakla yetindi. Çok rahattı; zira, Türk sermaye devleti ve Erdoğan her alanda ve her bakımdan en zayıf dönemini yaşıyordu. Daha yerinde bir deyimle, çaresizdiler. Yani, Erdoğan'ın ve sermaye devletinin kendilerine mecbur ve mahkum olduğunu çok iyi biliyorlardı.

Her şeye rağmen, “öngörülemez” kişiliği nedeniyle Trump'ın, Erdoğan'a ne diyeceği ve ne vadedeceği yine de merak ediliyordu. Ancak, bir sürpriz yaşanmadı. Esasen Trump, Erdoğan ve sermaye devletine cevabını, görüşme öncesinde, YPG'ye silah verilmesini içeren anlaşmayı imzalayarak vermişti. Ve dahası, Rusya ile adeta eşgüdümlü biçimde, Rojava'yı koruma amaçlı olarak, Türkiye sınırına kendi bayraklarını dikmişlerdi. Bunların yanı sıra, Erdoğan'ın Trump'tan YPG ile ilişkileri kesmelerini rica ettikleri saatlerde, bu kez, Wall Street Journal'ın ABD'nin YPG'ye anti-tank füze vermeyi planladığı haberi gündeme düştü. Sonuç olarak, Trump'ın dünya basını önünde ilgili konulara bir cümleyle bile değinmemesi, bir kez daha bu yönlü kararlarında ve kararlılıklarında ısrar ettiklerinin teyidi oldu.

Trump, basının önünde “Türkiye'nin NATO'nun önemli bir üyesi olduğunu, Kore savaşından bugüne çok değerli hizmetlerde bulunduğunu, bunun unutulmayacağını, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası Soğuk Savaş yıllarında bölgede Sovyetlere karşı efsanevi bir duruş sergilediklerini, PKK'ye karşı Türkiye'nin yanında olduklarını, günümüzde de Suriye'de faydalı işler yaptıklarını” belirten ve “Kimse aramızı bozamaz. Önümüzdeki dönemde birlikte çok iyi işler yapacağız” mealinde sözler içeren açıklamalar da yaptı. Hiç kuşkusuz, tüm bunlar diplomasinin gereğiydi ve kadim işbirlikçisinin gönlünü almak amaçlı sözlerdi.

Trump'a bağlanan umutlar bu görüşme ile bir darbe daha aldı. Erdoğan ve yanındaki kalabalık heyet “Merak etmeyin, YPG'ye verilen silahların PKK'nin eline geçmemesi için gerekli önlemler alınacak” mealinde vaatlerle yetinmek zorunda kaldı. Burjuva basın Erdoğan'ın ABD ve Trump ziyaretinin kritik bir mahiyet taşıdığını dile getirmişti. Arzulananlar olmazsa, ilişkilere bir nokta konacağını ileri sürenler bile vardı.

Dünyada da bölgede de koşullar pek çok bakımdan değişmiştir. Dünya artık ABD'nin tek başına hüküm sürdüğü tek kutuplu dünya değil, çok kutupludur. Bölgede, yani Ortadoğu'da da tablo değişmiş bulunuyor. Bölgeye geçmişteki gibi sadece ABD hükmetmiyor. Şimdi bir de Rusya gerçeği var. Bölgenin yükselen bir gücü olarak İran gerçeği var. Bölgenin statükosu delik deşik hale gelmiştir. Bölge haritası yeniden çizilmeyi bekliyor. Yeni güçler -ki Kürtler en somut örnektir- öne çıkmış olup, kendisini dayatıyor. En azından hesaba katılmayı bekliyor. Irak üçe bölünmüş, sıra Suriye'ye gelmiştir. Güneyde Federe Kürt devleti artık tartışılmaz bir gerçek olarak kabul edilmiştir. Rojava ise tanınmayı bekliyor. Hiçbir şey eskisi gibi değil ve eskisi gibi olmayacaktır. Bölge karşılıklı çıkarlar temelinde yeniden dizayn edilmekle yüz yüzedir. ABD de, Rusya da, Batılı diğer emperyalist devletler de bunları görmekte ve bilmektedir. Tersi her politikanın iflasının kaçınılmazlığını da görmektedirler. Tam da bu nedenledir ki, yeni bölge politikalarını ve yönelimlerini bu gerçeklerin ışığında oluşturmaktadırlar. “Hem Türkiye ile hem de YPG ile birlikte çalışabiliriz” sözleri tam da bu politikanın çok veciz bir anlatımı olmaktadır. ABD'nin bölge politikaları kapsamında bir çelişki sayılmamaktadır.

Gerçekte sermaye devleti ve Erdoğan da bunun farkındadır. Ancak, bu kabulün anlamı ve akıbeti konusunda da bir açıklıkları var. Bunun kendi yıkımları ve sonları olduğunu düşünmektedirler. Direnmeleri bundandır. Ancak nereye kadar? Dünya, Türkiye ve Ortadoğu'da koşullar öyledir ki, Erdoğan'ın; ne ABD ile ilişkilere nokta ya da virgül koyacak, ne de bölgenin en önemli bir sorunu haline gelen ve yakıcı biçimde çözümünü dayatan Kürt sorununu geçiştirecek, inkardan gelme gücü ve iradesi bulunmaktadır. Gerçek tam olarak budur. Başta yandaş basın olmak üzere burjuva medyadan yansıyanlar ve yansıtılanlar sadece görüntüdür.