Metal işçilerinin güncel durumu ve işçi birliği üzerine

İşçi sınıfının öncü bölüklerinden biri olan metal işçilerinin bugün yaşadığı çok yönlü ekonomik, siyasal ve ideolojik sorunları aşması için güçlü bir sınıf hareketine ihtiyacı var. Ancak önemli olan bu sınıf hareketinin nitelikli bir niceliğe sahip olmasıdır.

2015 yılı Mayıs ayında kopan Metal Fırtına’nın ardından gelinen aşamada metal işçilerinin mücadelesini bir değerlendirmeye tabi tutmak ihtiyacı ile karşı karşıyayız.

Tepeden tırnağa örgütlü sermaye sınıfı, süreci kendi cephesinden iyi bir şekilde yöneterek bugünlere gelmiş oldu. Sermaye temsilcilerinin yıllardır sömürü sistemi içinde edindikleri yönetme deneyimi, işçi kitlesinin zayıflıklarını, hassas noktalarını iyi şekilde süzmeleri, sermaye ve devletinin çok yönlü bir yüklenme ve örgütlü bir şekilde süreci yönetmesi düzene belli bir başarı sağladı.

Kapitalistlerin ve işbirlikçilerinin, eski sömürü düzenlerini aynı şekilde oturtamamaları esası değiştirmez. Kapitalist sömürü sisteminin başarısı krizin önüne geçmekten değil, onu yönetmeyi başarmaktan ve bu krizleri bir fırsata çevirmekten gelmektedir. Her yanıyla eşitsizlik üreten sistemde krizler elbette olacaktır. Burjuvazi bunun farkında zaten. Yıllardır olduğu gibi şimdi de yeni bir denge kurarak kriz yönetilmeye devam ediliyor. Hatta sömürü sisteminde özel bir yeri olan Türk Metal’i şekilsel olarak bir sendika görüntüsüne yıllardır sokmayı başaramazken, şimdi bu yanıyla da bir yol aldıklarını bile söyleyebiliriz.

Metal işçisi bu süreçten çıkarması gereken sonuçları tam olarak çıkaramadığı için, bugün başka koşullarda olsak da hareketin esas olarak çok ileriye gidemediğini görüyoruz.

Metal işçisi bu iki yıllık süreç içinde mücadelenin daha ileriye taşınmasının, Türk Metal’den kopup özü itibari ile aynı işleyişe sahip diğer sendikalara üye olmakla gerçekleşmeyeceğini, yaşayarak, son derece olumsuz örneklerle gördü. Daha önce yaşadığı satışların benzerini, tercih ettikleri sendikalarla toplu sözleşme masasına dahi oturamadan yaşadı. Renault ve Tofaş’ta olduğu gibi…

Son zamanlarda işçilerin büyük bir bölümünde “İşçinin işçiden başka dostu yok, sorunlarımızı ancak işçi birliği çözer” biçiminde bir bilinç gelişmiş durumda. Devrimci sınıf mücadelesinin geleceği açısından oldukça büyük olanaklar barındıran bu durum, elbette büyük oranda kendiliğinden bilincin sınırlarını ve engellerini taşıyor.

Şöyle de diyebiliriz. Metal Fırtına sürecinde Metal İşçileri Birliği (MİB), kendiliğinden işçi hareketine hayati dokunuşlarda bulunup bir noktaya getirse de bu eylemlerin kendiliğinden karakterini tüm müdahalelerine rağmen esası yönüyle değiştiremedi. Zira söz konusu kendiliğinden işçi hareketinin öncülerinin kulağına “MİB teröristtir” diye fısıldandı ve işçiler MİB’den uzaklaştı. Eylemlerin gücünü gören kimi öncü işçiler, konumlarını pazarlamaya çalışıp, diğer sendikaların kapısında soluğu aldılar. Türk Metal’in şefinin içi para dolu zarflarını kabul edip mücadeleyi peşkeş çeken “öncü” işçiler dahi oldu. Kendiliğinden hareketin sınırlarını gösteren örneklerdi bunlar.

Metal fabrikalarına şöyle bir baktığımızda Türk Metal çetesinin eski düzenini kurmakta zorlandığını, tabiri uygunsa dikiş tutturamadığını görürüz. Metal Fırtına’nın öncü fabrikaları olan Renault, Tofaş, Ford, ORS gibi fabrikalarda bu durum oldukça açıktır. Zira öylesi görkemli bir ilk ayağa kalkışın ardından hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Asıl sorulması ve yapılması gereken şey, yeninin nasıl olacağıdır.

Peki bu durumdan metal işçileri fabrikalarda hâlâ güçlü ve mücadeleye devam ediyor diye bir sonuç çıkarabilir miyiz? Yüzeysel ve ekonomist temelde bakılırsa bu soruya kısmen de olsa olumlu yanıt verilebilir. Sonuçta işçi sınıfı gündelik olarak, genelde de ekonomik çıkarları çerçevesinde her zaman patronlara karşı bir mücadele içindedir. Ekonomik çıkarları doğrultusunda olan sorunlara karşı hep bir duruşu vardır. Yaşadıkları deneyimlerden sonuç çıkarıp bir duruş sergilemeye çalışırlar. Ama kalıcı sonuçlar üretme noktasında başarılı olamadıklarını gördük.

Örneğin Türk Metal sendika kılığına bürünmek için fabrikalarda sandık kurdu ve temsilciler seçimle belirlenecek dendi. Neredeyse tüm fabrikalarda sandık kuruldu. Ne var ki Tofaş gibi bir fabrikada en az oyu olan kişiler şube yönetimine seçildi. Sandıklardaki sonuçlar önden hazırlandı. Kısmen biraz daha iyi iç örgütlülüğe ve taban basıncına sahip fabrikalarda işçilerin kendi belirledikleri işçiler temsilci oldu. Onlar da ya sistemin bir parçası oldular ya da Türk Metal tarafından saf dışı bırakıldılar. Birçok fabrikada ise temsilci adayı oldukları için insanlar işten çıkarıldı. İşçiler, işçiyi patronlara peşkeş çekmekte uzmanlaşanlardan umut beklemek gafleti içine yeniden düştüler.

Her fırsatta sermaye sınıfının devleti olduğunu ifade eden AKP gericiliği yine her fırsatta işçinin karşısına dikildi. İşçinin mücadelesini bastırmak için her türlü baskı yöntemini kullandı. Ama metal işçisi ana gövdesi ile, AKP’nin anlayışından bırakın kopmayı, tabak gibi ortada olan patron yanlısı tutumları görmemeyi tercih etti. OHAL’in ilk günlerinde onlarca Tofaş işçisi işten atıldı. İşçiler işten atılmaya karşı tutum almak yerine “demokrasi nöbetlerine” katılmayı tercih ettiler.

Perşembenin gelişi Çarşamba’dan belli olur. 2017 toplu sözleşme sürecinde metal işçilerinin ekonomik temellerde büyük beklentileri var. Ama bu süreç içerisinde Türk Metal irili ufaklı bir dizi fabrikada sözleşme imzaladı. Bu sözleşmelerin gerek yöntem olarak imzalanması, gerekse sözleşmelerin ekonomik kazanımları metal işçilerinin beklentisinin altında oldu. 2017 grup sözleşmesi öncesi Türk Metal’den kurtulma fırsatı varken başta Renault işçileri olmak üzere boyunduruk altına girmeyi tercih ettiler. Bunun elbette ki nesnel olarak açıklamaları var. Yine de son tahlilde şunu söyleyebiliriz; metal işçisi satışın anahtarını Türk Metal’e kendi eli ile vermiş oldu.

Bu sıraladığımız örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu kadarı bile şu an fabrikalarda alttan alta devam eden mücadelenin işçi sınıfının içinde bulunduğu somut durumu açıklamak açısından yeterli.

Durum böyle iken kimi güncel durumları açıklarken daha dikkatli olabilmeliyiz. Ekonomik mücadeleye yüklenirken, sınıfın mücadelesinden siyasal sonuçlar çıkarma, bu çerçevede işçi sınıfını donatmaya çalışma görevlerinde eksik kalmamalıyız. Yarının sınıf mücadeleleri ne gösterir bugünden köşeli ifadeler kullanmak doğru olmaz. Ama mücadeleyi ileri taşımak için tabloyu tüm açıklığı ile sınıfın önüne koymak bizim temel sorumluluğumuzdur. Güncel olarak sınıf hâlâ da bağımsız ve siyasal bir işçi hareketi oluşturamamaktadır. Halihazırda işçi hareketinin asıl sorunlu kısmı burasıdır. Sınıf devrimcileri, yığınağı buraya yapmalıdır.

Örneğin Renault işçileri Türk Metal’den kurtulamayınca türlü baskılar ile bu çete içinde politika yaparak, kazanım elde etmek gibi bir hayal içine girmiş durumda. Renault’da yapılan seçimlerde işçiler zorla bu yapı altında tutulmalarına tepki olarak sürpriz denilebilecek bir listeyi sendika yönetimine getirdiler. Türk Metal ve fabrika yönetimi tarafından kısmen bir şaşkınlıkla karşılansa da bir endişe oluşmadığını görüyoruz. Sonuçta Türk Metal kendi inisiyatif alanı içinde bir şekilde süreci yönetti. Bu yanıyla kendini daha meşru bir zemine oturttu.

İşçilerin sendika şube kurulunda sendika genel başkanına karşı almış oldukları tepkisel tutum bizi yanıltmamalı. Buradan yola çıkıp Renault işçileri birliğini hala koruyor, sistemli ve örgütlü bir şekilde sendikayı baskı altında tutuyor deyip, Renault’da işlerin yolunda ve bu yanıyla morallerin yerinde olduğunu söylemek doğru olmaz. Bir arkadaşımızın dediği gibi bunda sevinecek bir şey yok. Sonuçta yeni seçilen sendika yönetimi ya sisteme uyacak ya da dışına itilecek. Bu yöneticilerin başka şansı ve iradesi yok.

Fabrikada işlerin yolunda olduğunu söylemek için şunları diyebilmemiz gerekir: İşçiler sendikalarından da bağımsız kendi işçi birliği örgütlülüklerine sahipler. İşçiler bu yapıyı bir otorite olarak kabul ediyor ve onun politikalarına uygun hareket ediyor. Bu yapı düzenli işleyişi olan canlı bir yapıdır. Bu birliğin mücadele anlayışı fiili meşru mücadele anlayışıdır. Yasalardan değil, haklılıklarından güç alır. Fabrika içinde işçilerin sınıf bilincinin gelişmesi için düzenli olarak çaba gösterilir. Sınıf devrimcileri işçi hareketinin iyiliğinden bunları anlar.

Bu özellikler doğal ve kendiliğinden işçi birliklerinde kolay kolay kazanılamıyor. Bu, sayısız deneyimle sabittir. Bu özellikler sınıfın öncüsünün mücadele içinde işçi hareketine kazandırdığı yeteneklerdir. MİB’e bu yanıyla önemli bir sorumluluk düşmektedir. Fabrika zeminindeki örgütlenmelerinde, sosyal medya alanında, yazılı basınında bunun için daha özel bir çaba harcamalıdır. İşçi sınıfı, kimliğini ve onurunu öncü partisi ile kazanacaktır.

İşçi sınıfının öncü bölüklerinden biri olan metal işçilerinin bugün yaşadığı çok yönlü ekonomik, siyasal ve ideolojik sorunları aşması için güçlü bir sınıf hareketine ihtiyacı var. Ancak önemli olan bu sınıf hareketinin nitelikli bir niceliğe sahip olmasıdır. Bir başka deyişle, herhangi bir sınıf hareketine değil devrimci bir sınıf hareketine ihtiyaç var.

Z. Yalçınkaya