MİB MYK Mayıs Ayı Toplantısı Sonuçları

Metal İşçileri Birliği’ne ve bütün metal işçilerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Her birimiz sınıfımıza ve tarihe karşı sorumluyuz. Önümüzdeki süreci kazanmak istiyorsak bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.

Metal İşçileri Birliği (MİB) Merkezi Yürütme Kurulu (MYK) olarak Mayıs ayı toplantımızı gerçekleştirdik. Referandum sonrası siyasal gelişmelere, 1 Mayıs’a, kıdem tazminatının gaspı başta olmak üzere sınıfa yönelik saldırılara, metal sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimizi ve aldığımız kararları paylaşıyoruz. Bu değerlendirme ve kararlar başta MİB’li işçiler olmak üzere bütün metal işçilerine sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukla okunmalı ve hayata geçirilmelidir.

Referandum sonrası süreç

Devletin bütün imkânlarının kullanıldığı, şovenizmin ve dinci gericiliğin, terör demagojisiyle savaş ve saldırganlığın tırmandırıldığı, ‘Hayır’ diyenlere yönelik baskı, engelleme, yasaklarla, bir dizi hile ve şaibe ile referandum ‘Evet’ ile sonuçlandı. Bu ‘Evet’, tek adam iktidarının kurulmasının önünü açtığı kadar sermaye iktidarının merkezi bir yönetime kavuşması ve Erdoğan’ın sermayenin ‘demir yumruğu’ haline gelmesinin de önünü açmaktadır.

Referandum sonrasında aldıkları kararlar her şeyi ortaya koymaktadır. OHAL 3 ay daha uzatılmıştır.  Bizler OHAL’i, yasaklanan grevlerimizden, OHAL bahanesiyle engellenmeye çalışılan direnişlerimizden, KHK’larla ihraç edilen emekçilerden, patronlar için art arda çıkartılan yasalardan, KHK’lardan biliyoruz. Her uzatmanın bizlerin yaşamını olumsuz etkileyeceği açıktır. Kıdem tazminatının gaspı anlamına gelen fon için çalışmalar başlatılmıştır. İşsizlik Fonu’nun yağmalanması %30’dan %50’ye çıkartılmıştır. Emeğimizin karşılığını alamazken elimizde kalan son haklarımız da referandum sonrası elimizden alınmaya kalkılmaktadır. Bu gelişmeler baskı ve zulmün, hak arama eylemlerimize yönelik yasakların daha da artacağını ortaya koymaktadır.

Bizler elbette ki referandumda ‘Hayır’ çıkmasıyla bütün sorunlarımızın çözüleceğini iddia etmedik. Tek adam iktidarına olduğu kadar ücretli kölelik düzenine, sermayenin egemenliğine de karşı çıkılması gerektiğini söyledik. Bu yüzden sandıktan çıkan sonuç bizlerde umutsuzluk yaratmamalı. Metal işçileri olarak haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmalıyız. İşçi sınıfının parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Bir sınıf olarak hareket etmeliyiz.

Referandum sonuçları göstermiştir ki 3 büyük ilde ‘Hayır’ çıkmasına rağmen, fabrikaların yoğun olduğu yerlerde, Metal Fırtına’yı yaşamış olan iki büyük sanayi kenti Bursa ve Kocaeli’de gericiliğin etkisi büyüktür. İşçi sınıfı halen gericiliğin oy deposudur. İşçi sınıfı üzerindeki gericiliğin etkisini kırmak, işçi sınıfının sınıf kimliğiyle hareket etmesini sağlamak günün acil ihtiyaçlarındandır.

1 Mayıs’ta alanlardaydık

Emeğin dünyası ile emeğimizi sömürenlerin dünyası tekrar karşı karşıya geldi. OHAL koşullarında ve referandumun gölgesinde geçen 1 Mayıs’ta hükümet işçi emekçilerin alanlara çıkmaması için elinden geleni yaptı. Taksim yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı, polis saldırısına uğradı. Diğer alanlarda ise arama noktalarında x-rayler kurarak, dayatmalarda bulunarak taleplerimize, sloganlarımıza, pankartlarımıza müdahale etmeye kalkarak irademizi teslim almaya, bizleri baskı altında tutmaya çalıştılar.

Türk Metal’in üye olduğu Türk-İş Ankara’ya çağrı yaparken, Çelik-İş’in üye olduğu Hak-İş Erzurum’daydı. İşçi sınıfını bölüp parçalamak, gericiliğin etkisinde tutmak için ellerinden geleni yaptılar. Ancak metal işçileri sendikalara güvensizliklerini ortaya koydu. Erzurum’da bakan Recep Akdağ’ı kürsüye çıkartarak konumu açıkça gösterdiler. Metal Fırtına’nın bilindik sloganlarından “Dilenerek değil direnerek kazanacağız” sloganı tam da bu sendika bürokratlarına verilmiş bir yanıttır. Türk Metal de altta kalmayarak Çalışma Bakanı Müezzinoğlu’yla Arçelik ve MKE fabrikalarını ziyaret ettiler. Resmi tatili hiçe sayarak zorunlu mesaiyi işçilere dayatanların çalışma bakanıyla, sendika bürokratıyla kol kola olduğunu görmüş olduk.

Borçelik’te yaşanan iş cinayeti, resmi tatilin uygulanması, zorunlu mesailerle birlikte 1 Mayıs’ta metal işçisinin çalışma koşulları bir kez daha ortaya çıktı.

Metal İşçileri Birliği olarak bizler de sermaye düzenine, hak gasplarına, sendikal bürokrasiye karşı emeğimiz ve geleceğimiz için alanlardaydık. İstanbul’da 40 yıl önce katledilen 37 işçi kardeşimizin izini taşıyan Taksim iradesinin parçası olduk. Bursa’da sendikal bürokrasinin karşısına dikildik. Dikilmeye de devam edeceğiz.

Kıdem tazminatlarımızın gaspına HAYIR!

On yıllardır gündemlerinde olan ancak gelecek tepkilerden korktukları için adım atamadıkları kıdem tazminatlarımızın gaspı için referandum sonrası eline geçirdiği güç ve olanaklarla Erdoğan AKP’si ilk adımı attı. Bakan açıkladı: “Çalışmalara başladık.” Herkesi memnun etmek için uğraşmayacaklarını, patronların “Bu yükü sırtımızdan alın” talebini karşılayacaklarını söylediler. TÜSİAD’ın referandum sonrası “şimdi reform zamanı” sözünün karşılığı bu hak gaspı olsa gerek.

Patronların kıdem tazminatlarımızı gasp etmesini gerekçe göstererek sözde devlet güvencesi getireceklerini söyleyerek bizleri kandırmaya çalışıyorlar. Patronların bu keyfiliğinin sorumlusu hükümetin ta kendisidir. Hiçbir yaptırımda bulunmayarak buna arka çıkmaktadır. Ellerindeki taslağa göre giydirilmiş ücret (maaş + ikramiyeler + yol-yemek + sosyal yardımlar vb.) yerine net ücret üzerinden hesaplama yaparak zaten düşecek olan tazminatlarımızın bir kısmını da maaşlarımızdan kesecekler. Neredeyse patronlar kadar biz de fona para yatıracağız. Özel bir şirketin kuracağı bir fon olacak ve yarısını bile 15 yıl dolunca alabileceğiz. Yani kıdem tazminatlarımızı almak hayal olacak.

Fonda biriken para da sermayenin kullanımına açılacak. Tıpkı işsizlik fonunda olduğu gibi. İşsizlik fonunun %10’unun bize geri döndüğünü düşündüğümüzde kıdem tazminatı fonu için de farklı bir tablo bizleri beklememektedir. Ayrıca fonun oluşması ile birlikte iş güvencesi de ortadan kalkacaktır. Patronlar tazminat derdine düşmeden rahatça işten çıkartacaktır.

Yıllardır mücadeleyle kazanılmış bir hak olan, esasında daha sonra karşılığını almak üzere patrona bıraktığımız emeğimizin karşılığıdır. Tamamen patronların ödemesi gerekmektedir. 30 günün altına düşmemeli yine giydirilmiş ücret üzerinden ödenmelidir. Tavan ücreti sınırı kaldırılmalıdır. Devlet güvencesi olacaksa tazminatlarımızı ödemeyen patronlara cezalar ve yaptırımlarla bu güvence sağlanmalıdır. Bir yılın dolması beklenmeden tazminat hakkı kazanmalıyız.

Bu taleplerin hayata geçirilmesi için bütün metal işçilerinin ortak hareket etmesi, üretimden gelen gücümüzü kullanmamız gerekmektedir. Genel grev, genel direniş çizgisini hayata geçirmeliyiz. Kıdem tazminatı kırmızı çizgimiz olmalı. Metal İşçileri Birliği olarak bildiriler, broşürler, afişler, eylem ve etkinliklerle çalışmalarımıza en kısa zamanda başlayacağız.

Metal Fırtına’nın ikinci yıl dönümü ve TİS süreci

Metal Fırtına’nın ikinci yıl dönümündeyiz ve önümüzde yeni bir TİS dönemi bulunmaktadır. Sermaye devleti, hükümeti, işbirlikçi sendikal çeteleri ile birlikte Metal Fırtına’dan beri hazırlık yapmaktadırlar. Çelik-İş’in devreye girmesi ve ihanet etmesi, Türk Metal’in bin bir türlü oyun, baskı ve tehditle Tofaş’ta, Renault’da yetkiyi alacak olması, Birleşik Metal-İş’in pasif, uzlaşmacı tutumu bizleri umutsuzluğa sevk etmemeli. Unutmayalım ki Metal Fırtına’yı bizler, metal işçileri yarattık. Bu sendikaların hiçbirine güvenmedik, aksine karşımıza aldık, saltanatlarını çatırdattık. İşyeri komitelerimizle, kendi seçtiğimiz temsilcilerimizle, Fabrikalar Arası Kurul ile örgütlü bir hat çizdik. En önemlisi de üretimden gelen gücümüzü kullandık. Şimdi tekrar bunları hatırlama ve önümüzdeki sürece hazırlanma zamanı. Metal İşçileri Birliği olarak bizler bütün metal işçileriyle beraber tekrardan bu yolda yürümeye hazırız. Yeni Metal Fırtınalarını yaratmak bizlerin ellerinde!

Yayınlarımız ve çalışmalarımız üzerine gerçekleştirdiğimiz tartışmalar sonucunda başta Facebook ve bülten olmak üzere yayınlarımızı güçlendirmek için bir dizi adım atmayı önümüze koyduk. Yayınlarımızın yerellerden beslenmesi, her yerelin, her bir MİB’linin ve her bir metal işçisinin bu sorumlulukla davranması gerektiği açıktır. Fabrikaların içinden haberlerin ve değerlendirmelerin yansıması, yayınlarımızın kolektif emeğin ürünü haline getirilmesi çok önemlidir.

Son olarak şunu belirtmeliyiz ki bir dizi saldırı dalgası, baskı koşulları bizi beklemektedir. Metal İşçileri Birliği’ne ve bütün metal işçilerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Her birimiz sınıfımıza ve tarihe karşı sorumluyuz. Önümüzdeki süreci kazanmak istiyorsak bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.

Metal İşçileri Birliği